Yıldızları Haritalamak

Başka bir sıkıcı hikâyemi anlatma vakti geldi. Yıllar yıllar önce ben küçük bir çocukken (çok da değil ya altı yedi sene önce), 2011 yılı falandı. Bir sene önce Adıyaman’dan Gaziantep’e taşınmıştık. Tabi hem annemin hem de babamın ailesi Adıyaman’da oturuyorlardı. Baba tarafından dedemlere gitmiştim yazın. Minibüsle birkaç saat ancak sürecek bir yolculuğa çıktım tek başıma. İlçeye ulaştığımda minibüsten indim, dedem beni karşıladı. Yanım aldığım bir sürü ıvır zıvırı taşıdık eve kadar. Bir mağaza poşetine plastik, kâğıt sağda solda ne bulduysam doldurmuşum. Renkli kalemler falan. Düşündükçe gülüyorum şimdi, ne hayallerle aldıysam onları…

 

Dedemlerin oldukça eski bir evi vardı. Köyden ilçeye taşındıktan sonra biriktirdiği parasıyla bir yer almış oraya da bir ev dikmiş. Zaten briket işiyle uğraşıyormuş. Makinesi falan varmış inşaatlara briket satıyormuş. Adı da “Pirketçi Haceli” idi zaten. Dedemlerin ailesinde bereket versin bol bol Ali olduğu için hepsinin ayrı ismi var. Dedem “pirketçi”, bir diğeri “almancı”, bir başkası “balcı”…

 

Ev babam yaşında, geçen senelerde konut yenileme için yıkıldı. Evle beraber bir tarih de toprağa gömüldü haliyle. İki katlıydı ve kocaman bir damı vardı. Dam nedir bilirsiniz herhalde? O damdan şehirde olmamıza rağmen gökyüzündeki yıldızlar görünürdü. Büyük ihtimalle mahalle ile de alakalıydı. Çok ışık kirliliği yoktu. Bir akşam yıldızlara bakıyorum. Neredeyse hiçbirini tanımıyorum. Televizyondan falan görmüşüm kutup yıldızını, Büyük Ayı’yı -Sonraları Avcı takımyıldızını öğrenecektim. Bir daha da uzun süre gökyüzüne bakamadım- Bir iki gün aklıma takılmış olacak ki her gece hareket de ediyorlar yıldızlar, şöyle bir fikir geldi aklıma,

“Zaten hiçbirini tanımıyorum. En iyisi ben bu yıldızları bir kâğıda çizeyim hepsine de isim veririm.”

Nasıl bir cesaretse oturup yıldızları haritalayacağım o aklımla. Aldım biraz kağıtla siyah bir keçeli kalemimi. Ufak beyaz bir masa vardı boyuma uygun, açtım onu. Batı, güneybatı yönüne kuruldum. Ne kadar o damın tepesinde yıldızlara baktım bilmiyorum. Büyük bir problemle karşılaşmıştım. Ufuk çizgisine kadar bina vardı. Her yer görünmüyordu. Hem benim merkezim neresiydi. Bir yerden çizmeye başlamalıydım ama ortada bir referans yoktu. Önce gördüğümü aktarayım dedim. Saçma sapan bir şey çıktı ortaya. Sonra bir yıldızı kendime referans alayım dedim. Bu sefer de başka bir sorun doğdu. Diğer yıldızların benim yıldızıma olan uzaklığını kağıda nasıl dökeceğimi bilmiyordum. Kalemle ölçeklemek istedim. Biraz becermiş gibiydim. Yirmi kadar yıldızı işaretledim sanıyorum. Sıra bunları isimlendirmeye gelmişti. Öyle inanılmaz bir kelime havuzum da yoktu. Birden kaça kadar gidiyorsa numaralandırdım…

 

Keşke o kağıt kaybolmamış olsa ama o kağıttan çok daha önemli ve paylaşmaya değer şeyleri kaybettim ben. Basit ve işe yaramaz bir haritam vardı. Yıldızlara bakarken artık onu kullanabilirdim. Ne var ki büyük gizem bir süre sonra açığa çıktı. Gökyüzü hiç durağan değildi ki! Birkaç ay sonra benim harita, gökyüzündeki yıldızların düzenine hiç mi hiç benzemiyordu. Gerçeği öğrendikten sonra da gökyüzü gözlemi yapma işini bir süreliğine bıraktım.

Bir sene sonra babam elinde ufak bir kutuyla, bir teleskopla(!) çıkıp gelecekti. Teleskop dediğime de bakmayın oyuncak gibi bir şeydi. Ev dikizlemeye bile yaramaz! Kimseyi dikizlediğim yoktu ama apartmanlara da bakmayı denedim.  Gaziantep’teki binaların ve ışıkların arasında gökyüzünde zar zor seçilen ışıklara bakmaya çalışmıştım. Bir gece o zımbırtıyla ay tutulmasını izledim. Harikaydı, nefes kesici… (Teleskop değil, tutulma)

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s